Doğrular ve Yalanlar Üzerine…

Yalan söyler misiniz ?

Ya da koşullar ne olursa olsun doğruyu söyleyen, yalan söylemeyi beceremeyen biri misiniz?

Her zaman doğruyu söylemesi, yalan söylemeyi becerememesiyle övünen insanlarla karşılaşmışssınızdır. 

Aslında hiç yalan söylemeyen, her koşulda doğruyu söyleyen insanların da bunu bencilce yapıyor olabilirler. 

Hatta size çok daha iddalı bir şey söyleyeyim. 

Dürüst ya da yalancı biri olmanın ahlaki değerlerle ilgisi yoktur.

Bu bir yaşam biçimi tercihidir.

Bir karardır.

Kişisel çıkarlarımıza, duygularımıza veya duruma göre aldığımız kararla dürüst oluruz ya da olmayız.

Yalan söylemenin bencillik olduğu düşünülür.

Ama biliyor musunuz ?

Dürüst olmaya karar verdiğimizde de bunun başkalarının duyguları ile hiçbir alakası yoktur.

Bu doğruyu söylediğimizde vicdanen rahat hissetmenin çok daha ötesinde bir durumdur. 

Ortaya çıktığında bize neden yalan söylendiğini, bunu hak edecek ne yaptığımızı düşünür dururuz. Her koşulda bize karşı dürüst olunacağını bekler ancak bunu hak edecek bir şey yapmaya değer görmeyiz. Bu öylesine başımıza gelmesi gereken doğal bir şeydir!

Kendinize hiç neden dürüst bir insan olduğunuzu sordunuz mu?

Bunu neden yapıyorsunuz ? Neden doğruyu söylemek doğru gelirken yalan söylemek yanlış geliyor ?

Tuhaf bir soru gibi gelebilir ama bir dakika durup düşünün: Yalan söyleseniz durumu lehinize çevirebileceğinizi bildiğiniz zor durumlarda, neden doğruyu söylersiniz?

Ödül beklentisi mi?

Takdir mi?

Doğru olanı yapmanın getirdiği iç huzur mu?

Kendinize ya da karşınızdakine duyduğunuz saygı mı?

Burada bir sorunumuz var ki,

o da,

Kendi çıkarlarınız için doğru söyleriz.

Doğru , yalan gibi tamamen kendi benliğimizle ilgili bir kavramdır. Temelde kendimizi korumak için yaptığımız içgüdüsel bir davranış olabilir.

Birinin neden yalan söylediğini merak ederiz. ama neden doğru söylediğini hiç sorgulamayız. Çünkü beklediğimiz budur. Kendimizi layık gördüğümüz şey doğruluktur.

Ama durum pek de sandığımız gibi olmayabilir.

Neden Dürüst Davranırız?
  1. Dürüst olursak, karşımızdakinin de bize dürüst olacağını düşünür, en kötü ihtimalle bunu umarız. Burada durum bizim doğruları bilme arzumuzun yanı sıra kendimizi mevcut olan durumun en iyisine layık görmemizle alakalı olabilir.
  2. dürüstlüğün bizi yücelteceğini düşünürüz. Doğru olanı yaptığımızda, toplumdan takdir görürken, tanrı tarafından ödüllendirileceğimizi düşünürüz.
  3. Karşınızdakine ya da yalan söyleyerek elde edebileceklerinize önem vermiyoruzdur. Yalan söylemek ciddi bir iştir. Ve yalan başka yalanları beraberinde getirir. Yalanların sonuçlarından biri de bunu sürdürmeye karar verdiğiniz süre boyunca her hareketinizi buna uygun bir şekilde planlamalısınız. Buradaki sorun yalan söylenecek kişinin ya da kurtarılmak istenen durumdaki çıkarların buna değmemesidir.
  4. hoşnut olmadığınız bir durumu sonlandırmak istiyoruzdur.
  5. İstikrarlı olmaya önem verirken bunu sağlamak için ekstra çaba göstermeyecek kadar tembelizdir ya da yalanlarınızı aklımızda tutamayacak kadar unutkanızdır. 
  6. Ve en önemlisi ; yalan bir kısır döngüdür! Yalan söylemek, benzin istasyonunda sigara içmek gibidir. Büyük ihtimalle küçücük bir kıvılcım büyük yangınlara sebep olacaktır.  Yalan söylemek sonu gelmeyen bir uğraştır. Sıkılıp bir anda doğru söylemeye başlarsanız o güne kadar uğraştığınız her şeyi mahvedersiniz. 
Peki neden yalan söyleriz ? 

İşte bu çok kolay bir soru değil mi?

  1. Bir durumu lehimize çevirmek için.
  2. kaybetmemek için.
  3. Düşünce, davranış ya da eylemlerimizin sonuçlarına katlanma sorumluluğunu almak istemediğimiz için. 
  4. Başkalarını manipüle etmek için. 
  5. Eğlenceli olduğunu düşündüğümüz için. 
  6. Kurnazlığı zeki olmakla karıştırdığımız için. 

Gördüğünüz gibi temelde yalanın da doğrunun da bunu söylediğiniz kişiyle alakası yoktur.

Kişisel tatmin, iyi durumda olma hali ve çıkarlarımız başkalarına duyduğumuz saygı ve sevgiden çok daha önce gelir.

Aynı şey doğruluk için de geçerlidir. Bencil bir dürtü ile dürüst davranırız. İki durumda da aklımızda sağlayacağımız kişisel kazançlar vardır.

Yalan da, doğru da öz benliğimize hizmet eder ve toplum ahlakına duyduğumuz saygı ile alakası yoktur. 

Hepimiz her doğrunun her zaman ifade edilmemesi gerektiğine dair yazılı olmayan evrensel bir kural olduğunu biliriz.

Yeni kestirdiği saçlarının aslında hiç yakışmadığını düşündüğünüz arkadaşınıza iki türlü tepki verirsiniz.Ya dürüst davranıp yakışmadığını söyleyecek ve beğenilmemenin yarattığı hayal kırıklığından bir anda kurtulup dürüstlüğünüzü taktir etmesini ve güvenini kazanmayı bekleyeceksiniz. Ya da yalan söylediğinizi bilse bile moralini düzeltmiş olduğunuz için hem onun sempatisini kazanmayı umacaksınız.Bir kazan-kazan durumu olduğu için yalan burada hoş görülecek ve hayat devam edecektir. Bu durum evrensel kurala uyduğu için yalanı meşru kılmaya yetecek güçtedir.

Bunun açıklaması şudur : bazen doğru olan doğruyu söylemek değil, yalan söyleyerek doğru olanı yapmaktır. 

Yani burada mutlak bir ahlak kavramından bahsedebiliyor olsaydık, yalan, doğruluk için savaş veriyor olmazdı. 

doğruluk ve mutlak doğruluk arasında bir fark vardır. 

Bizim benimsediğimiz doğru insan çıkarlarına ve duruma göre değişiklik gösterir ve aslında yalandan çok daha karmaşıktır.

Bizim inandığımız doğru da yalan da sadece ve sadece “ben” ile ilgilidir. “ben” ise çıkarlardan ibarettir. İkisi de özneldir. 

Doğadaysa mutlak doğruluk vardır. Bir yaprak ağaç dallarına blöf yapmaz. Bir arı, kraliçe arıya gezindiği çiçek miktarıyla ilgili yalan söylemez. 

Doğada hava toprağın, rüzgar bulutun, güneş evrenin sırrını bilir. 

Çünkü çıkarlar ortaktır.

Çıkar çatışmasını sadece insanlar ve onların kurumları yaşar. 

Çok tuhaf olsa da bazen herkes için doğru ve adil olduğuna inandığımız bir sonuç elde etmemiz bir yalana bağlıdır. Yanlış olduğunu düşünsek bile, araç bizi doğru amaca götürdüğü sürece haklı gösterilebilir bir üstünlük kazanır. 

Kısacası bu davranış biçimlerini ( yalan ya da doğru söylemeyi) içgüdüsel olarak edinmiş olsak da, bahsettiğim iki kavramı duruma göre yeniden değerlendirebilme ikiyüzlülüğünü  göstermek de yine insanoğlunun doğası gibi görünüyor. Yani doğru davranmak için her zaman doğru söylemeye gerek olmadığı gibi, yalan söylemek de her zaman yanlış kabul olarak değerlendirilmeyebilir. Bu durum sadece kişisel ya da toplumsal çıkarlar gözetildiğinde değişiklik gösteriyor. 

 Özetle temelde iki davranış biçimi de dürtüseldir ancak duruma göre yönlendirilebilir. İki davranışın çıkış noktası da kişisel kazançlardır. Bu kazançlar bazen otorite, bazen ego tatmini, bazen maddi, bazen eğlence, bazen alışkanlıklar, bazen bir ödül ya da sevgi ve saygı kazanma isteği olarak ortaya çıkar.

Doğru da yalan gibi objektif değil tamamen subjektiftir. O nedenle size yalan söylendiğinde üzülmenize ya da doğruyu söylerken övünmenize gerek yoktur. Konu sizinle ya da bir başkasıyla ilgili değil, tamamen davranışı sergilemeyi tercih eden kişinin beklentileri ile alakalıdır. 

Son olarak şunu eklemem gerekir ki; bütün bu yazdıklarım henüz hiçbir bilimsel kanıt ile destekleyemeyeceğim, tamamen amatörce ürettiğim teorilerden ibarettir.

 

 

 

 

You Might Also Like

No Comments

    Leave a Reply

    Do NOT follow this link or you will be banned from the site!