35’inden sonra annelik- İşten ayrılıp kendini bez değiştirmeye adamak!

35'inden sonra annelik

En büyük hayalinizi gerçekleştirdiniz. Anne olmak! Azıcık rötarla; 35’inden sonra…

O minik, mis kokulu bedenin sıcaklığını kollarınızın arasında hissetmek için yaşamıştınız sanki bunca yıl. Bu rüyayı gerçekleştirmek içindi sanki hayatta aldığınız her karar. Bilerek ya da bilmeden kalbiniz hep onun varlığına kavuşacağınız gün için atmıştı sanki.

Size ait, sizin özelliklerinizi taşıyan, dünya güzeli bir bebek kollarınızda şimdi.

Sizin yetiştirme tarzınıza, ideallerinize göre büyüyecek ve mükemmel bir insan olacak ter temiz bir ruh.  Hayatınızın en beyaz sayfası.

Şimdi hayat sizden korksun çünkü artık daha güçlüsünüz.

Artık tek amacınız onu sevmek, güvenliğini sağlamak ve büyütmek.

Onun gelişiyle tamamlandınız. Onu bugüne kadar hayallerinizde büyütmüştünüz ne de olsa.

Öyle mutlusunuz, böyle coşkulusunuz…

Yeni annesiniz, herkesin ilgisi sizde ve bebeğinizde.. falan… filan…

Tabi hayallerinizde bütün gün evde pijamalarla, şişmiş kıpkırmızı uykusuz gözlerle yağlı saçlarla gezmek yoktu.

Bugüne kadar en son ne zaman duş aldığınızı ter kokunuzun yoğunluğuna bakarak hatırlamaya çalışmamıştınız hiç.

Saat başı bez değiştirmekten, emzirmeden ya da mama hazırlamadan önce ellerinizi yıkamaktan güneşin altında kalmış bir kayısı gibi kurumuş çatlamış ellerinizi en son ne zaman manikür süz görmüştünüz?

Dip boyanızın zamanı aylar öncesinden gelmiş ve geçmiş bile. Beyazlarınız kadayıfın fırında kızarmadan önceki hali gibi güçlü ve vakur bir şekilde aradan sıyrılıp kendini görenleri selamlıyor.

Artık ne uyuduğunuza uyku, ne yediğinize yemek demek doğru olur. Genelde elinize geçen ilk gıda kategorisindeki nesneyi tüketmekle sınırlıdır beslenme şekliniz. Hatta annelikle birlikte size bahşedilen olağanüstü yetenekler arasında bebeğiniz yemek yedikçe doymak da vardır. 

Bu arada ensenizde bile selülitler görmeye başladığınıza yemin edebilirsiniz. Daha o kelimenin nasıl yazıldığını bile bilmezdiniz ki! 

Siz artık temel tuvalet ihtiyacınızı bile başından sonuna olaysız tamamlayamayan bir annesiniz. Sonuçta onun kabızlığı geçince siz de rahatlamış olursunuz, sizin bir daha tuvalete gitmeniz zaman kaybından başka bir şey değildir.

Zaten sizin yapmanız gereken çok daha önemli işler vardır. 3 haftadır çamaşır sepetinde bekleyen çamaşırlara karşı olan mahcubiyetiniz günbegün artar. Sepetin yanından her geçişinizde, mevcudiyetini inkar eden bir tavırla başınızı diğer tarafa çevirirsiniz. Çamaşır sepeti artık sizin her hareketinizi sinsice izliyor gibidir.

Geceleri uyumadan önce düşündüğünüz tek şey o gün hangi işleri tamamlayamadığınızdır.

“bugün yoğurt mayalayamadım, yarın sabah ilk işim süt almak olsun…” “kedinin kumunu en son ne zaman aldım ben ?” “kıyma! Kıymayı buzluktan çıkarmayı unuttum hoff!”

Sabah olunca, bebeğiniz bütün gece uyandığı ve siz geri uyutmaya çalıştığınız için yorgunluktan parmağınızı kıpırdatamayacak bir halde yataktan çıkıp yüzünüzü bile yıkayamadan alt değiştirme, mama yapma emzirme, kahvaltı hazırlama, sofrayı toplama bulaşıkları yıkama ritüellerine başlayıverirsiniz.

Durun bir dakika!

Ya o siz değil miydiniz?

Hani şu evlendiği adamla birlikte sırt çantalarını alıp dünyayı gezecek olan ?  

Hani ilk önce evliliğinizin tadını çıkaracak hemen çoluk çocuğa karışmayacaktınız? Patlamış mısırlarınızı alıp televizyon karşısında sarmaş dolaş filmler izleyecek, hafta sonları birlikte doğa turlarına çıkacaktınız.

Arkadaşlarınız arasındaki sosyal açıdan en aktif çift siz olacaktınız.

Ama bir anda işleyen biyolojik saatinizin tik tak sesiyle paniğe kapılıp bebek sahibi olmaya karar verdiniz.

Sonra hiç pişman olduğunuz, keşke dediğiniz oldu mu?

35’inden sonra pişmanlıklar duymaya programlanmış gibiyiz çünkü.

Çalışma hayatına alışık aktif kadınların işlerinden ayrılıp kendilerini bebeklerine adama sevdasına ben de kaptırdım kendimi. Ama limitlerim 20. Ayda zorlanmaya başladı.

Gece yanımda uyuyan, gündüz sürekli kucaklaşmak isteyen, aralıksız olarak bütün ilgimi talep eden, karnı bir türlü doymayan ve her şeye rağmen huysuzluk yapan bir bebeğim var.

Onu çok seviyorum ve gerçekten onun için her şeyi yapmaya hazırım. Ama artık nefes almak istiyorum. Adalet istiyorum. Kendi alanıma tekrar sahip olmak istiyorum. Bebeğimi sevmemin karşılığı ruhumu teslim etmek olmasın istiyorum.

Anlıyor musunuz ?

Bastığım bütün halıların sırılsıklam olması, kedi mamasının kedinin suyunun içinde yüzmesi, banyo çekmecelerinden simit çıkması ya da cep telefonumun çöp kutusunda bulunması oğlumun evde özgürce yaşamasının sonuçları arasında olmamalı gibi geliyor bana.

Ben oyuncaklarını sağdan soldan toplarken, arkamı döndüğümde aynı yerlerde başka oyuncakların olduğunu görmek bazen komik olmakla birlikte genelde delirtiyor, çıldırtıyor, öfkelendiriyor insanı hatta bazen cinnet geçirmesine sebep olabiliyor. Çünkü yemek yaparken sürahinin kapağına basıp düşmekten bıktım tamam mı?

Tamam bir an kendime hakim olamadım şimdi daha iyiyim. Konumuza dönecek olursak;

35’inden sonra bebek sahibi olmanın avantajları yok değil.

·       Kendinizi daha iyi tanıdığınız için duygusal limitlerinizi, tepkilerinizi öngörebiliyorsunuz. (Az önceki duygusal patlama hariç.)

·       Daha anaç ve fedakar olabiliyorsunuz. (Az önceki duygusal patlama hariç.)

·       Daha anlayışlı ve olgun davranabiliyorsunuz. (hmm… az önceki duygu…. her neyse! )

·       Daha iyi bir gözlemci olabiliyorsunuz.

·       Planlama konusunda daha uzman olabilirsiniz.

·       Maddi anlamda bir birikim yapabildiyseniz her koşulda kendi ayaklarınız üzerinde durma şansınız yüksektir.

Dezavantajları arasında,

·       Hayatınızın en kendinizi daha iyi tanımaya başladığınız döneminde odak noktanız değişir.

·       Kariyer anlamında en üretken olduğunuz dönemde iş fırsatlarını değerlendiremeyebilirsiniz.

·       Hayatınıza birden bire farklı bir yön vermeye çalışmanın stresiyle tahammül seviyeniz düşük olabilir.

·       30’undan sonra alınan kiloların daha zor verildiğini düşünecek olursak hareket kabiliyetiniz yavaşlamış olabilir.

·       Zamanınızın çoğunu her şeyi bırakıp kaçmanın eşiğinde geçiriyor olabilirsiniz.

Çocuk büyütmenin zor olduğu konusunda kimsenin onaya ihtiyacı yok biliyorum.

Eğer eşinizden de yeterli desteği göremiyorsanız sıkıntı daha da büyüyor. Sizin hatırlatmalarınız, dürtmelerinizle çocuğuyla ilgileniyor gibi yapan bir babayla, evdeki karmaşadan payına düşeni almamak için bulduğu her fırsatta ortalıktan toz olan bir eşle çok daha zor.

“ Yine çöpleri çıkarmadın değil mi? tek bildiğin bütün gün telefonunla ya da televizyonla vakit geçirmek zaten sen benim bütün gün dört duvar arasında çocukla ne çektiğimi nereden bileceksin?”

“bu çocuk sadece benim değil biliyorsun değil mi? Babası olarak biraz oyun oynamak ister misin?”

“bir kere de yemeğini sen yediriver be adam! Deliricem artık!”

Ben eş bakımından şanslı olduğumu söylemek zorundayım çünkü hakkını yemek istemiyorum. İstisnasız her gece benimle birlikte kalkıp Poyrazla ilgilendi. Her fırsatta bezini değiştirdi, banyosunu yaptırdı, yemeğini yedirdi hatta kahvaltısını hazırladı. Hala da yapıyor. Düşünün ben buna rağmen tehlikeli sınırlarda geziyorum 🙂

Eşiniz de sizin kadar ilgilenmeli bu çocuğu yapmaya tek başınıza karar vermediniz sonuçta. Yoksa verdiniz mi?

Gerçekten düşündüğünüzde kaç erkek durup dururken çocuk sahibi olmak istiyorum derki?

Tamam eşlerini ilgisizlikle suçlayan kadınları çok iyi anlıyorum. Bazen gerçekten beklediğimizden çok daha az ilgileniyorlar, doğru. Ama hangimiz onların bu sorumluluğu almaya hazır olup olmadıklarını göz önünde bulundurduk?

Ben bulundurmadım.

Ben çocuk istiyordum ve gerisi çok da önemli değildi.

Hormonların etkisi mi, geç kalma korkusu mu ne derseniz deyin ama biz kadınlar bir saatten sonra çok da sağlıklı kararlar alamayabiliyoruz.

Hazır olup olmadığını düşünmeden evlenmek, üzerine bebek sahibi olmak, işten ayrılıp çocuk bakmaya karar vermek, çocuktan sonra temeli sağlam olmayan evliliklerin çatırdaması ve bitmesi. Sonra kendimizi hiç düşünmeden bir günah keçisi arıyoruz.

Dürüst olalım hayatımızda aldığımız önemli kararların arkasında bile sürü psikolojisi yatıyor.

“özlem evlendi ikinci çocuğuna hamile ben hala bekliyorum”

“yaşıtlarımın boyunca çocukları var ben henüz hamile bile değilim”

“geç kaldım, çocuğum arkadaşsız kalacak”

Bütün bu endişeler, heyecanlar ve de galeyanlar eşliğinde bebeklerimizi kucağımıza aldık. Eğrisiyle doğrusuyla herkes anneliğe kendi yorumunu getiriyor. 

Ama ben…

Bakıcılara bırakamam, ben bakacam’lar, kayınvalidem bakamaz ben daha ölmedim’ler, bebek sonuçta nesi var yavrucağın altını değiştir karnını doyur uyut bitti gitti’ler, bitti!

Bırakın bakıcıyı, kreşi şimdi ben 20 aylık bebeğimi üniversiteye yazdırmanın yollarını araştırıyorum.

Bulunca size de haber vereceğim. 

Yatılı yazdırırız 🙂

 signature

 

 

 

 

You Might Also Like

    Leave a Reply

    Do NOT follow this link or you will be banned from the site!